“Bir Bitirememe Hikayesi” ile Yüzleşme, Marathon du Mont Blanc 42K
26 Haziran – 1 Temmuz 2025
Chamonix
Yazan Run.BO : Bike Geçkinli
Belki bazılarımıza kaynak da olur umuduyla, bir yarış raporu yazmaktan daha çok hatıra defterime not düşmek istedim. Nitekim, Marathon du Mont Blanc benim için unutulmayacak maceralarım içinde liste başından biri oldu. Belki bir gün unutur gibi olurum, geri dönüp okuyunca, hep güzel ve zorlu olarak detaylarıyla hatırlamak isterim.
Girizgah
En son rapor yazdığımdan beri üzerinden çok zaman geçmiş. Uzun mesafeler koşmaya başladığımda benim için bir ritüeldi. Her yurtdışı yarışım öncesi İznik Ultra’da bir 50K koşmuş olmak. 2019’dan sonra ilk defa Nisan ayında çok sevdiğim İznik Ultra 50K’sında tekrar koşarken, ağrılarımla birlikte hareket ederken, 8 saat 22 dakika süren İznik’e doğru yolculuk boyunca yıllar sonra tekrar bir İznik raporu yazmanın iyi fikir olabileceğini, hatta farklı olarak ne yazacağımı, Marathon du Mont Blanc’a hazırlık sürecime de bir giriş yapıp, kafamdaki notları mutlaka arşive almalıyım diye düşünecek uzun vaktim de olmuştu. Fakat İznik sonrası klavyeye bile dokunamadan zaman hızla sardı ileriye ve pat diye kendimi birden Chamonix’de buldum.
Marathon du Mont Blanc vesilesiyle, ilk kez UTMB haftası hariç bir zamanda, (2019-2021-2023, şimdi 2025’te) 4. kez Chamonix’de idim, 2019 UTMB OCC sonrası ilk defa bu kutsal topraklarda tekrar bir yarışa katılacak ve koşacak idim. Yarışın cut off süresi kısa, hatta parkuru anlatan giriş metninde şöyle bir not bulunmakta: bu bir dağ koşu yarışıdır ve dağlarda koşu tecrübesi ister, kendine kısmi yeterlilik de gerekmektedir, zordur, UTMB index’i 350 bandında olanların istatistiksel olarak yarışı bitirme ihtimalleri zayıftır diye de yazar. Baştan bilinen bir gerçek vardı: Parkurun şakası yoktu. Tekrar bu parkurlarda koşacak olmak yine heyecanlı ve güzel.
Uzun bir giriş oldu. Farkındayım. Başlayalım.
Neden Marathon du Mont Blanc?
Avrupa’nın en zorlu, rekabetçi yarışlarından biri, prestijli ve harbi ünlü bir yarış. Yıllardır, her yıl 42K canlı yayınını izleyip, hep bir gün ben de mutlaka bu parkurda olacağım dediğim bir organizasyon. 4 yıl sonra 50. Yaşını kutlayacak. Geçen yıla kadar bir süredir Salomon Golden Trail Series’in bir bacağı olması sebebiyle ününe ün katmış olan bir yarış da. Koşu ile biraz alakası olanın zaten takip ettiği bir yarış. Start ve finiş Chamonix’de. UTMB ile aynı tak yeri altında ve kilisenin önünde. İnsanın tüylerini yine ürpertiyor. UTMB’ye göre elbette 1 haftaya yayılan o heyecanın dozu daha az ve öz. Ama yine tüm camia yine bir arada, orada.
Organizasyon dahilinde 8 farklı yarış bulunuyor. 10.000 kişiyi Chamonix’de buluşturan büyük bir organizasyon Marathon du Mont Blanc. Bunlar arasında en epik olanı ise 42K maraton mesafesi. Arka bahçesi dağ olanlar için – hızlı koşulabiliyor. Parkur en iyi süreleri referans olması için ekleyeyim: Stian Angermund 3s18d, Maude Mathys 3s51d. 2024’ün en iyi dereceleri ise Elhousine Elazzaoui 3s30d, Judith Wyder 4s11d. Zorunlu malzeme listesi kısa, bel çantası ile koşulabiliyor. 2025 yılı başında, Salomon ile uzun yıllardır süren iş birliği için teşekkür edip, yeni bir sponsor ile yola devam edeceklerini açıkladılar. Yarış böylece 2025 edisyonundan itibaren Salomon Golden Trail Series bacağından çıkmış da oldu.
Bu yıl farklı bir uygulamayla, yakın coğrafya dışındakilere kontenjanın %60’ı kuraya açıldı. Kasım ortalarında kura sonucu belli oldu. 3 kişilik 42K grubumuz (Gülşen, Cem ve ben) şanslı idi, kura çıktı. 23K grubumuza ise kura çıkmayınca, Ersavaş KM vertical denemeye karar verdi, Elçin de 10K’ya kayıt oldu. Baştan yazayım her iki yarış da çok acayip yeni deneyimler sundu. 10K’sı hızlı koşulan sağlam bir kros yarış idi. KM vertical da Chamonix merkezde inverval çıkış ile teker teker atanan saatlerde start alarak, Chamonix’in hemen üzerindeki Brevent teleferik hattından sert bir çıkış ile, 3.8K’de +1000m tırmanış ile, 2.000m’deki Brevent’in tepesine ulaşan teknik zorluklar da içeren farklı bir yarış.
Kura detayı:
Kontenjanın %40’ını ‘backparker’cılara ilk kayıt sırasına göre ayrıldı. Bu ne demek; yakın coğrafyadan gelecek düşük karbon ayak izi olanlara ayrılan kontenjan dolana kadar ilk kayıt olan direkt katılıma hak kazanır. Kalan %60’ı da kura ile belirlendi. Sonuçlar şu şekilde idi:
23K için 6.000 kişi kuraya girmiş. 3’te 1 şansı varmış.
42K için 16.000 kişi kuraya girmiş. 12’e 1 şansı varmış.
90K’da 4.200 kişi kuraya girmiş. 5’te 1 şansı varmış.
Kayıt sürecinde nerede yaşadığımızın bir ispatı ve yarışa hangi taşıt ile gideceğimiz soruldu. Buna göre bir de karbon ayak izi ücreti, kayıt ücretine eklendi. Bizde uçak+ ortak kullanım shuttle idi, yaklaşık 35-40€ daha ödemiş olduk.
Buna karşılık bazı somut adımlar da gördük Chamonix’de. Yarış sabahı bazı otobüs ve trenler ücretsiz sefer yaptılar. Ayrıca cp’lere giden destekçi shuttle’ları da ön rezervasyon ile ücretsiz olarak kullanıma sunuldu.
Yarış
42K’nın adı “the mythical race” diye geçmekte. Yani “efsane yarış”. Parkurda ne olabilir ki? OCC koştum zaten demedim -canlı yayınlardan bu parkurun mesafeden bağımsız OCC’den daha zor olduğunu zaten biliyordum. Tam mesafe 44.2K ve +2693m tırmanış içeriyor. Ara cut off zaman limitleri ile birlikte, 10 saat Chamonix’de olmak için maksimum sürem var. Geçmiş sonuçlara baktığımda Lavaredo gibi son dilimde bitireceğimi tahmin etmek zor değildi, yine benzer bir antrenman formatıyla gidiyordum keza. Eski ben olsaydım 8 saat 45 dak’da finişe gelirdim dedim. Fakat dizimin belirsiz hali, o zirve inişinin gerçekte ne kadar teknik olduğunu bilememekle birlikte 9 saat 30 dak ile 10 saat arasında gelirim diye tahmin ederek, cut off süresi olan 3 CP için kendim için en erken ve en geç geliş sürelerimi belirledim. Böylece yarış sırasında çok fazla hesap yapmayacak, işler iyi mi gidiyor, kötü mü? baştan anlayacaktım.
42K’da 2300 kişi start aldığı için 6 dalgada start verilecekti. Bizim Cem ile Gülşen 2. Dalgadalar. Ben 6. Dalga. 6. Dalga demek, start tünelinin en en arkası. Son başlayıp, son bitireceğim. Elit startları ise 06:45’te başlıyor. Önce kadınlar, sonra da erkekler ile. Biz 6. Dalgada çok az kişiyiz. Belki 150-200 kişi ya var ya yokuz. Bana start sırası ancak yaklaşık 1.5 saat sonra, 08:05’te geliyor. Son start ile birlikte, diğer startların şahit olmadığı bir kutlamaya şahit oluyoruz. Gönüllülere teşekkür koridoru yapıp, o sırada startta olan gönüllü konvoyuna sembolik bir alkış tutuyoruz. Yaşlılar, gençler, herkes gönüllü. Hepimizin gözleri yaşlı. Organizasyonun boyutunu anlayabilmek için yazayım; toplam 1000 gönüllü çalışıyormuş bu organizasyonda. Bu arada evden çıkıp, Gülşen ile Cem’le 2. Dalganın başında vedalaştığımızdan beri aradan 1.5 saat geçmiş, haliyle çişim geliyor, gözüm sürekli bizim dalga startının girişi olduğu yerdeki wc kuyruğunda fakat bir türlü kuyruk azalmıyor. Starta artık 10 dakika kala, mecburen hemen arkamızdaki şık otelin yanındaki parkta işimi görmek zorunda kalıyorum.




Diyeceğim o ki, tüm bu müthiş deneyim içinde en tatsızı bu idi. En arkadan start almak, cheer zone’ların hiçbirine denk gelememek. CP’ler nerdeyse kapanırken, herkes toplanmaya başlamışken girmek. Bir de La Flégère cut off’una kalacağımdan herkes o kadar emindi ki, yolda karşılaştığım gönüllüler ve medic’ler resmen devam etmemem için ön ikna turları yaptılar. En bombası La Flégère’ye artık 2K kalmışken, yukarıda CP yok, kendi başınasın, suyunu bu şelaleden al dedikleri andı. Bütün bu olan bitene hiçbir anlam veremedim. Nerdeyse sonuncu giden biri için öyle gaz maz yok, tersine bırakman için ikna etmeye çalışan ara ekipler vardı. Şimdi aradan nerdeyse üzerinden 1 ay geçtikten sonra düşündükçe organizasyonun bu tarafı da cidden çok garip bir deneyimdi.
Parkura dönecek olursak, Chamonix’den başlıyor, Argentiere’ye inmeden ara bir parkurdan, önce 1.465m’deki bir teleferik istasyonuna Le Tour ‘a çıkıyor, sonra da 2.200m’ye Aiguillette des Posettes zirvesine çıkıyor. Zaten bütün olay bu. Basit anlatmak için, OCC parkurunda koşarken karşıda gördüğümüz o testere gibi dişli zirvelerin altından geçiyor 42K parkuru.
Le Tour’a kadar tatlı iniş çıkışlı, bolca ağaç köklü patikalar, klasik bir orman parkuru gibi başlıyor. La Tour parkurun ilk dönüm noktası, yaklaşırken birden bir bölüm bitiyor, yeni bölüm de büyüleyici bir ortamda başlıyor. Bir dere geçişi ve üzerindeki ahşap köprü ile bağlanılıyor bu yeni dünyaya. Dağların vahşiliği ile ilk tanışma noktası da buradan itibaren. Bir tarafımda teleferik hattı, tam karşımdaki dağlardan da sular gürül gürül akıyor, yükseldikçe de arkamdaki zirveler karlı manzaralara dönüşüyor. Ormandan sonra gittikçe çıplak bir alana dönüşen sessiz bir tırmanış başlıyor. Çok resimsel, en şahane dağ filminden fırlamış gibi kareler önümde akıyor. OCC’de bu kadar güzel manzaralar görmemiştik. Diğer taraftan her yer çiçek içinde. Aklımı oynatacağım. Kırmızı, sarı, morun tüm renk paletleri ve elbette yemyeşil sırtlar içinde yükseliyoruz. Hafif hafif arada bir serinlik oluyor gibi, ya da artık öyle hayal ediyorum, sanki biri nefesiyle üflüyor, çiçekler salınıyor. Sadece zirve çıkışı değil, manzaranın kendisi de nefes kesiyor. Sıcak, ama çok sıcak. Dağın sıcağı hani çok acımasızdır, öyle bir yangın yeri ortalık. Yine güneş kremi sürmedim, omuzlarım, kollarım ve ensem sanki fırına girmiş gibi çatır çutur kızarıyor, hissediyorum ama alışığım. La Tour CP’si ilk stop noktam, yanımdaki 3. Flask’ı doldurmak ve taşımak yerine, nerdeyse 1 litre su içtiğim için zirveye doğru ağır ağır ilerlerken kendimi kutluyorum. La Tour ‘daki ilk ara cut off’a en az yarım saat önce giriyorum, ohh düşündüğümden çok çok iyi. Start’tan sonra yarış profilinde ilk 18K’si tırmanış, önce tatlı başlayan eğim, sonra gittikçe sert bir tırmanışa dönüşüyor. Zirveye çıkan son 6.5K zaten 700m’yi birden tırmanıyor. Sonra tablo benim için daha vahim hale geliyor. Zirveden Vallorcine’e sert bir iniş. 5.5K’de 900m iniş. Öldüğüm kısım burası. Dizimle başta yaptığımız anlaşmaya sadık kalmaya niyetim var, o ne kadar izin verirse artık, beraberce gittiği yere kadar gidecektik. İşin garibi dizim dışında en ufak bir sorunum da yoktu. Saatler ilerledikçe bende artık kronikleşen ne kalça ne de sırt ağrımdan bu yarışta eser yoktu. Zirveye vardığıma çok sevinemedim, oyalanmadan inişe geçtim hemen. Benim için esas belirsizlik zirveden sonra başlıyordu. İnişe dizim izin verirse, sonra gerisi zaten bildiğim OCC parkuruna bağlanacaktı. Batonlara asılarak kendimi resmen adım adım attım aşağıya. Fakat o dik yatay kayalar arasında çok debelendim. Belki 1-2K ama benim için o bölüm bitmedi. Soğuk terler boşaldı üzerimden. Bastığım yerden sağ ayağımı kurtarmaya çalışırken canım yanıyordu. Vallorcine’e artık 5K kala, o manyak zirve inişi tamamlanınca, yani yaklaşık 20K’da ek bir mobil su istasyonu karşımıza çıktı. Flask’ın biri yarı dolu idi, içip uzattım, yarısını doldurdu, meğer yarım flask ek su hakkım varmış, daha fazlasını isteyince yedim hemen fırçayı. Tut Bike çeneni, uygun görüleni sorgulama, teşekkür et geç. Tamam, dersimi aldım.
Zirve inişini o kadar yavaş inebildim ki, dizim beni idare ediyor, ben de onu, resmen dizdeki o karmaşık süspansiyon sistemimden alevler çıkıyor, soğutmam lazım, bu diz bana daha çok lazım olacak, iniş sonrasında da pek koşamadım. Moralim pek iyi değil ama sadece en kötü senaryoyu düşünüp ondan geriye gidip bir çıt iyisini düşünüp, moralimi ancak öyle düzeltebiliyorum. Devam! Koşabildiğim her yerde yine de ayağımı unutup, koşmaya çalışıyorum. Vallorcine’e geldiğimde starttan bu yana 5 saat 22 dakika olmuş. Cut off’a artık çok yakındım, 8 dakika kadar yaklaşmıştım. CP’yi nerdeyse kapatmak üzereler, masada kalan son kırıntıları aç gönüllüler kemiriyordu, karpuz tepsisinde son kalan karpuz dilimi pek iyi görünmüyordu, sabahtan beri hava teması ile kurumuş ekmek ve peynir dışında bir şey yiyemedim. CP’den hemen çıkarken elmayı gördüm, onu da tıktım ağzıma. Ersavaş beni burada karşılamasa yalnızlıktan ağlayabilirdim. CP’de yarışı bırakanlar da toparlanıyordu. Tek avuntum bu noktadan sonrasının zorluğunu biliyordum, La Flégère çıkışını da inişini de. Daha önce Aylin’ciğim (Savacı Armador) ile birlikte sohbet ederek yaptığımız La Flégère çıkışı, selfie’miz, sonra da Chamonix’e inen yolculuğumuz hala hafızamda taptaze. OCC parkuru ile çakışıyordu, dizime rağmen de kastırabilecek gücüm vardı. Güneş daha da tepede ama ben artık hissetmiyordum bile. Moralim tekrar düzeldi. Ersavaş ile sohbet etmek, CP girişindeki duş da iyi gelmişti.






Vallorcine çıkışında bana artık dümdüz gelen tarlalar arasından görünen karşımdaki yeni manzaraya, yine karlı olan dağlara göz kırptım. Keyfim yerine geldi. Olabildiğince kasmaya karar verdim. Çıkışları olabildiğince hızlı çıkmaya çalışacaktım, inişe de bakacaktık artık. Başka türlü cut off’a yakalanmama ihtimalim yoktu. Artık önümde tek 1 hedef kalmıştı, 34. Kilometredeki son CP’m La Flégère’ye 8 saat 30 dakikada ne olursa olsun girmem gerekiyordu.
Sadece bunu düşündüm, önümde 3 koca saat vardı, çok uzun bir süreydi, kaderimi değiştirmek benim elimdeydi. Telefonu çantamın waterproof cebine, Chamonix finişine kadar bir daha çıkartmamak üzere kaldırdım. O finişi mutlaka görecektim. Sonrasını hatırlamıyorum. Batonlarımla birlikte süper bir kadına dönüşmeye çalıştım. Az kalsın kanatlarım çıkacaktı. Bir iniyor, bir çıkıyoruz, nadiren de olsa bazen düzlükler de oluyor. Arkada kalanları bir bir geçmeye de başlamıştım. Derken bir asfalt yola bağlandık. Önümde bir otobüs ve durak. Bir de görevli. Sanki içinde olduğum oyunda bir puan taşı gibi duruyor ya da Azrail’in kendisi. Görevlide ekip tişörtü olmasa rehber sanacaktım. Bir şeyler diyor ama Fransızca, otobüs sanki Spartathlon’daki death bus – süpürücü otobüsü gibi geldi gözüme, sorgulamadan yanından geçip gitmeye karar verdim. Meğer ileride ek su noktası açılmış, onu haber vermeye gelmiş, önümdeki kadının meraklı sorusuna İngilizce cevap verince anladık meseleyi. Neyse ilk Azrail’i oyundan elemiş oldum. Devam.
Görevlinin az ileride dediği nokta bile gelmek bilmeyince yine içime bir kurt düştü. Ek su noktasını duyar duymaz hemen bitirmiştim bir flask’taki suyumu. Acele mi etmiştim? Neyse beynim ve vücudum tavada gibi pişse de kafam hala çalışıyordu, mantıklı şeyler düşünebiliyordu. Bir 20 dakika filan sonra karşıma UTMB’den çok iyi bildiğimiz Chamonix’e 1K kala çıkıp indiğimiz demir köprü çıkıyor. Bu köprü, sadece yarışlar sırasında, araç yolunu kesmemek için geçici olarak kullanılıyor, bu sefer de işte buradaydı, üzerinde de Marathon du Mont Blanc afişi ile. Ağlayacak gibi oldum. Artık La Flégère’nin “nerdeyse” altında idik. Kafamda artık “burayı çıkacağım, sonra hop Chamonix’e iniş” planları yapmaya başladım. Nitekim köprü buna net bir işaretti.
Meğer ek su noktası burada imiş, köprüyü geçer geçmez, sert çıkışa girmeden önce, köprü altına gönüllüler su kovaları getirmiş ya kafandan su döküyorlar ya da flask’ını dolduruyorlar. Artık akıllandım, fırça yememek için önce sordum. İkisini de yapabilirsin, yeterince suyumuz var dedi tatlılıkla. Zira son gördüğüm en tatlı kişi bu görevli idi. Sonrası tatsız ikna gönüllüleri, ayrı bir macera.
Önümde yaklaşık 3.5-4K var. Ama +300-350m çıkış var. Ama yol, yol değil. Tam parkura giriyorum bir miktar yükseliyorum, bir gönüllü çift karşımıza dikiliyor, teker teker durum kontrolü yapıyorlar. Duruşunu, sorulan soruya cevabını, bilincinin açıklığına bakan bir ekip. Yeni bir Azrail noktası yani. Sonraki CP’ye ne kadar kaldı, cut off süresi uyarısı, vs. Bu sefer fırça atma sırası bende. Saatte bu bilgilerin hepsini görüyorum deyip hızlıca geçiyorum Azrail’i. Hala temiz 1,5 saati aşkın bir zamanım var. Yetişirim herhalde. Son kısa çarşak geçişi gözümün önünde, yetişirim yahu diyorum. Artık La Flégère’ye çok çok yaklaşmışken, tempoma yakın bir kıza denk geliyorum, onun arkasına takılıp, birlikte paldır küldür koşmaya başlıyoruz. O yavaşlıyor ben de yavaşlıyorum, hızlanıyor, ben de. 2-2.5K kala gibi hala 200m’den fazla çıkış kalmışken, birden uçurumdan aşağıya uçuyorum. Beni ne zıplattı hala bilmiyorum, her şey birden film şeridi gibi oldu, zıpladım ve zıplamam sola fırlattı beni, uçtuğum ve konduğum yer yapraklarla kaplı bir uçurumdu. Sonra belki 10m sürüklendim, korktum, önümdeki kız yukarıdan “iyi misin?” diye sorunca, ağzımdan tek bir kelime bile çıkamadı. Bütün kanım çekilmişti, yüzüm bembeyaz, ama galiba iyiydim. Kafamı sallayabildim sadece. Şoku atlatıp hemen daha da aşağıya giden batonumun tekini alıp tekrar parkura tırmanıyorum. Tekrar kızı yakaladım. Memnun oldu. İkimizin temposu aynı, arkalı önlü koşmaya devam ediyoruz.
Artık nerdeyse çıkış bitti, La Flégère orada, hissedebiliyorum, hemen sağda bir şelale akıyor. Yine bir minik köprü geçişi. Tepemizde bir medic ekibi. Kızıl saçlı biri, yüzünü asla unutamam, suratsızca bana bakıp, yukarıda artık CP olmadığını, yukarı çıkınca içecek su olmayacağını, istersem bu sudan içebileceğimi söyledi. Önümdeki kız suya daldı hızlıca. Ben önce afalladım. Yukarıda nasıl bir CP olmaz? Hala zamanım var. Basıp gitmek istiyorum. Ama su almak akıllıca olacak galiba. Durup, geri gidip, şapkamı ıslatıp, flask’ımı da doldurup devam ediyorum.
Yukarıya çıktıkça o son kilometreler hatta metreler bitmek bilmiyor. Onlarca insanı geçiyorum ama o CP bir türlü gelmek bilmiyor. Artık hesabı kitabı bırakalı çok oldu, saati, saat moduna aldım, parkur detayı artık umrumda değil, sadece cut off’a kaç dakika kaldı diye saat olarak bakıyorum. Tek hedefim o CP’ye cut off süresinde girmek.
Herkesi geçiyorum, ağır ama olabildiğince hızlı ilerliyorum, büyük bir sessizlik hakim, o meşhur çarşak zemine geldiğimde, artık son dakika içindeyim, imkanı yok cut off’u yakalamama, o tepenin son kıvrımında o CP işte orada diyorum kendime, göremiyorum ama biliyorum orada, haydi bastır diyorum kendime. Sanıyorum melekler kondu kafamın içine, nedense hala umudum var! Gerçekten kanatlandım adeta, batonlarımla uçabileceğimi ilk defa bu yarışta gördüm. O kalabalık sessiz arka grup içinde CP’ye ilk gelen ben oluyorum. Görevli kadın önümü kesecek şekilde karşıma çıkıyor, konuşmasına gerek yok vücut dili çok ciddi ve net. Bu noktadan sonra geçmeme izin vermeyeceğini zaten söylüyor çatık kaşları ve bütün vücut dili. Söylediklerini iyi anlayabileyim diye tane tane anlatıyor. Cut off’a yakalandın diyor. Ahh takılıp uçmasaydım, o şelalede durmasaydım, 7 dakika kazanabilir miydim? Belki de, ucu ucuna gelecektim. Tek bildiğim gerçekten bu halde bundan daha hızlı çıkamazdım burayı. Kadın ile pazarlık yapmaya çalışıyorum. Tamam bitiremiyorum, peki Chamonix’e koşarak inebilir miyim? Cevabı ise pazarlıksız: HAYIR. Bu noktadan sonra ancak son teleferikle aşağıya inebilirsin diyor. Bari telefonumu çıkarıp bu doyumsuz manzarada son bir selfie çekeyim derken göz yaşlarım boşalıyor birden. Bu hissin tek tarifi var. HAYAL KIRIKLIĞI. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum. Hatta kontrolden çıkıyor ağlamam, böğürüyorum. Belki 10 dakika böyle geçiyor. Biri yanıma gelip, iyi misin? diye sorana kadar. Adamı tokatlayabilirim. Nasıl iyi olabilirim ki?!
Sonra kendimi toparlamaya karar veriyorum. Pollyanna kafamın içinde diyor ki, boşver Chamonix’e inişi zaten biliyordun, ilk kez teleferikle ineceksin aşağıya. Diğer tarafım da diyor ki, saçmalama Chamonix finişi görmeyi çok istemiştin, aylarca hayaller kurmuştun, çok çalıştın. O tak altında yeni bir selfie’m daha olacaktı. Benim ağzım kulaklarımda olacaktı… Olacaktı…
Normalde bu teleferikler çok pahalı diye bir genel kültür bilgim var, fakat fiyatını hiç araştırmamıştım. Bu vesile ile ilk kez bineceğim teleferiğe. Bu sefer de buna kısmetmiş.
Yanıma aldığım zorunlu malzeme olan nakit paranın ne işe yarayacağını şimdi anladım. CP bir yandan hızlıca toparlanıyor, organizasyonun hem çabukluğuna hem de süper organize haline şaşırmamak mümkün değil. Cut off süresi geçeli belki de 20 dak oldu, CP toparlanıverdi bile. Bannerlar güzelce söküldü, rulo yapıldı. Her şey hemen tasnif edildi, masalar toparlandı. Her malzemenin kendine özel vagonları vardı, sular tank tüpleri ile gelmişti. Şaşkınlıkla izliyorum her şeyi gözümün ucuyla.


Son hiking grubu, benim gibi cut off’a kalan koşucular, gönüllülerle birlikte koca bir ekiple kendimi atıyorum o son teleferiğe. Nerdeyse yarım saat oyalanıyorum yukarıda. Bu halde bile keyfini çıkarabildiğim için mutluyum.
Teleferiğe ücretsiz biniyorum. Görevli açıyor yan kapıyı.
Teleferik sonrası önümde otobüs durakları. Şoföre soruyorum. Yanımda Euro nakit var, kart yok, otobüse binebilir miyim? diye. Hayır kart okut diyor Fransızca olarak tabii ki. Benimle uğraşacak enerjisi de yok gibi, biraz direniyor sonra tamam geç diyor. Yürüsem en az 20 dakika yol. Bu arada ekip beni endişeyle takip etmeye çalışıyor. Bir ağlıyorum, bir gülüyorum. Ruh halim param parça. Gelelim diyorlar. Aslında finişe gidip, son gelenleri izleyip bir de öyle ağlamak istiyorum. Sonra da hak etmediğim biramı içmek.
Bu sefer de böyle bir final oldu.
Chamonix ve patikaları hep güzel. Tekrar geleceğim. Ama koşmaya mı?, onu zaman gösterecek.
Hamiş – Son söz:
Bu yazıyı yazmak, 1 ay sonra tekrar yüzleşmek bana iyi geldi. Umarım birilerine de faydası olur.
Sonuç: Bike Geçkinli Bib no: 2406, Süre 08:37:14 La Flégère CP- Out of Time
Ekibim ile gurur duydum. Onlar neler yaptı?
Gülşen Çerçi – 42K 06:39:45 Overall 435, Gender 51
Cem Arıtürk -42K 08:22:12 Overall 1327, Gender 1116
Ersavaş Güdül – KM vertical 01:14:31 Overall 335, Gender 273
Elçin Arıtürk – 10K 01:14:06 Overall 748 Gender 244
Göktuğ Eser – Mini cross 00:08:50 Overall 124, Gender 92














Yazıyı bitirdim, ilk olarak elbette canım ekibim ile paylaştım. Gülşen de bir bukle eklemek istedi.
Yazan Run.BO : Gülşen Çerçi
Ah o yarış sabahları… Niye yapıyoruz bunu kendimize diye söylenerek gece yarısı uyanışları, tabak tıkırtıları, kahve kokusu, doldurulan flask’lar, iliştirilen göğüs numaraları… Bu saatten sonrası kısmet, şans…
Bike, Cem ve ben yarışıyoruz bugün. Elçin, Ersavaş ve Göktuğ koşmadan bizden daha çok yorulacaklar, o kesin. Ve alandayız. Kapı numaralarımız ve start zamanlarımız farklı olduğu için yüzümüze geçici bir gülümseme yerleştirip anı ölümsüzleştirdikten sonra birbirimizden ayrılıyoruz. Etrafımda baktığımda herkes karşıda görünen zirveleri kesiyor, gözlerini kısıyor ve dua tarzı bir şeyler mırıldanıyor. Cem’le startı bekliyoruz. Türkçe konuştuğumuzu duyan Kırgızistan uyruklu bir koşucu bizle sohbet etmeye çalışıyor. İstem dışı kısa cevaplarla geçiştiriyoruz. Yarış öncesi Cem benden daha sessiz. En öne sıralanıyorum. Cem biraz daha geride kalmayı tercih ediyor ama sık sık birbirimizi kontrol ediyoruz. Göğüs numaramdaki bayrağı görerek ülkemin anons edilmesi gurur ve enerji veriyor. Aynı anonsu finişte de duydum.
Parkur kısmına gelince etrafıma bakarken hayranlıktan ağladığım anlar, dizlerimin kopar gibi olduğunu hissettiğim anlar, kahkaha attığım anlar… Saatler geçse de anda kalmalar, anlar, anlaar… Beni yalnızca zorlu bir ultra maraton koşanlar anlar… Parkura dair aklımda kalan şey sadece ‘’an’’. Bir de ekibe ben finişe geliyorum sadece 3 km kaldı diye mesaj attıktan 37 dakika sonra finişe ulaşabilmem parkurun ne kadar zor olduğunun kanıtı.



Son bir km’de Allez Allez seslerinin yerini, hadi Gülşeenn, Gülşeen, anneee, yapıştır sesleri aldı. O nasıl bir karşılamaydı öyle? Hayatım boyu unutmayacağım. Teşekkürler Elçin, Nuray, İpek, Petek, Stop ALS ekibi ve Göktuğ…
Ekler
42Km parkur eğim grafiği

Zorunlu Malzeme ve Sıcak (heat wave’e denk gelen yarış) :
Zorunlu malzeme listesi OCC gibi uzun bir liste değil. Nerdeyse bel çantası ile koşmak mümkün. 2019’da OCC’yi de benzer bir sıcakta koşmuş idik. Belki şimdi bir miktar daha sıcak idi. O zaman “basic kit” ile start almıştık. Burada listedeki en temel malzeme, emniyet battaniyesi ve dikişsiz yağmurluk zorunlu malzeme. Yarış öncesi su kapasitesi 1lt’den 1.5 litre tavsiye olarak güncellendi. Enteresan bir şekilde nakit para taşıma zorunluluğu vardı. Yanıma 20€ aldım. Özetle, OCC’deki gibi ferman gibi bir malzeme listesi yoktu, keza malzeme kontrolünden de geçmedik. Zorunlu malzemelere ek olarak sargı bandı, her yarışta yanımda taşıdığım yedek lens, bilumum boyutta yara bantlarımın olduğu paketi de attım çantaya. 10 saat süre için 12 adet yedekli tuz hapı, 11 adet farklı markalarda jel (bunların içinde en az yarısı roctane GU, Maurten de vardı.) Ayrıca, yedek bra, t-shirt, bandana da aldım yanıma. Sıcaktan moraracağımız bir yarış gününde, eldiveni son dakika bıraktım evde. Normal şartlarda mutlaka alırdım yanıma. 2 flask, 1 litre suyu sabit taşıdım. Yanıma aldığım yedek 1 flask’i kullanmama gerek kalmadı. Ama aralarda benim denk geldiğim en az 3 yerde ek su istasyonları açıldı. Vallorcine girişinde duş hortumu hizmeti şahane bir hizmet idi.
Hazırlık
Disiplinli bir hazırlık süreci geçirdim. 2019’dakinden farklı olarak daha çok koştum. Hazırlanmaya Eylül ayında başladım. Nerdeyse 9 ay hazırlık süresi geçirdim. Farklı olarak daha çok koşarken (haftalık hacim 40-50K’larda +500m bandında fakat daha intense – haftada 2 pistte, en hacimli periyodda 65K +1000m), açıkçası başka bir şey yapmaya zamanım kalmadı. 65K koştuğum hafta artık her yerim pert idi. Sakatlanmadan yarışa girmem lazım deyip vitesi azalttım. Koşuya ek olarak normalde cycling ve hiit, hatta merdiven antrenmanları eklerdim. Yine de haftada 2’şer saat yoga, kuvvet mutlaka ekledim. Bu süreçte koşu ile ilgili sıkıntılarım hep oldu, kasık, sırt ve kalça ağrılarım… arada bir dizler de alarm veriyordu. Normalde ağrı eşiğim yüksektir, fakat uyurken bile o kadar çok yerim ağrıyordu ki, onu da kendimce normalleştirdim bir zaman sonra. Ağrılara çözüm olsun diye, ilaca sarılır gibi yarışa 1,5-2 ay kala pilates derslerine başladığımda keşke 9 ay önce başlasaymışım dedim. Pilates’e olan önyargımı geç olsa da kırmış oldum. Sevdim.
Ayrıca, yarışa 1 ay kala İstanbul’da sıcaklar başlamıştı. Bütün koşularımı tam öğle saatlerine çektim. Hem yükselti aklimatizasyonu yapmak için hem de belki bu yıl sıcak bir yarış olur niyetiyle. Açıkçası Chamonix yarış süresince çok sıcaktı, bir heat wave’e denk gelmişti, buna rağmen aşırı sıcaklar etkilendiğim en son şey oldu.
Yarışa 2 hafta kala bir fırsatını buldum, 2500m’leri de göreyim istedim. Çıkış ve iniş beni ne kadar etkileyecek bir görmek istedim. En son 2 yıl önce Hakkari’de aynı gün zirve yapmaya kalktığımda yamulmuştum. Trekking grubumla bir Uludağ zirve faaliyeti gerçekleştirdik. Çok da iyi geçti. Tesadüfen o gün de hava pırıl pırıl ve zirvede rüzgar olsa da çok sıcaktı. Yarış öncesi genel kondisyon ve performansımdan çok memnundum. Tek bir sorun vardı: sağ dizim. İnişlerde inliyor, hatta bağırıyordu.
Sağ dizime ne olmuştu? 2 hafta kala bir interval sırasında, sonlara doğru dizim alışıldık bir şekilde alarm verdi. Hemen antrenmanı yavaşlattım ve sonra da kestim. 2 gün sonra tekrar denemeye çalıştığımda, sorunun ciddi olduğunu hissetmiş, dizimde nur topu gibi bir ödem olduğunu anlamıştım, doktora gitsem koşma diyecekti, doktora gitmemeye ve yarışa kadar da koşmaya ara vermeye karar verdim. Olabildiğince kendimi iyileştirmek için kullanacaktım bu süreyi.
Gidiş ve transfer : Cenevre’ye çok uygun fiyatlı bir bilet ile uçtuk. Cenevre’den Chamonix arasını da dolmuş gibi çalışan, Mountain Drop Offs ile. Yılbaşı zamanı mutlaka bir indirim kampanyaları oluyor. Biz yine son dakikaya bıraktık, Flexi Saver opsiyonu ile 2 kişi 95€ ödedik.
Konaklama : Chamonix’e gide gele özellikle yarış zamanı merkezde kalmanın önemini artık çok iyi biliyoruz. Expo alanının hemen arkasında, resmen bir taş atma mesafesinde bir kayak odasında 7 kişi 5 gün konakladık.
Harcamalar özeti:
Kıyaslama olsun diye ekleyeyim, UTMB’ye göre hayli hesaplıya geldi:
| kişi başı 5 gün | Tutar € |
| 42K yarış kayıt ücreti* | 113 |
| konaklama | 233 |
| diğer masraflar | 158 |
| uçak ve Chamonix’e transfer | 298 |
| Toplam | 802 |
* ‘Carbon footprint fee’si dahildir.















Teşekkürler
Hayalime ortak olan, ne desem he diyen canım ekibime, 9 aylık emekleri için Serkan Yıldız ‘a, bir de her yoga dersi sonrası olduğu gibi, bütün bunlara izin verdiği için kendime, vücuduma, aklıma fikrime kocaman sarılıyorum.
Sosyal Medyadan Paylaşımlar
Genel Ekip – post
Ersavaş -post 1 (KV)
Ersavaş -post 2 (KV)
Elçin -post (10K)
Göktuğ -post (mini)
Gülşen -post (42K)
Cem -post (42K)
Bike -post (42K DNF)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.